Doktor Psikolog Cansu Aykaç | izmir psikolog , online terapi Doktor Psikolog Cansu Aykaç | izmir psikolog , online terapi
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
  • Çalışma Alanları
  • İletişim
Doktor Psikolog Cansu Aykaç | izmir psikolog , online terapi

Klinik Nöropsikolog Doktor Cansu Aykaç

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
  • Çalışma Alanları
  • İletişim

Blog Grid Light

  • Home
  • Blog Grid Light
Çalışma Alanları
12 min read

Cinsel İşlev Bozuklukları

Eylül 30, 2025

Cinsel İşlev Bozuklukları

Doyumlu Cinsel Yaşamın Önemi

Cinsellik, yalnızca biyolojik bir haz değil; duygusal yakınlık, paylaşım ve güvenin bir araya geldiği çok boyutlu bir deneyimdir. Doyumlu bir cinsel yaşam, bireyin kendi bedenini tanıması, partneriyle açık iletişim kurması ve toplumsal mitlerin ötesinde özgürleşebilmesi ile mümkün olur (Lawrance & Byers, 1995).

Cinsel ilişkinin daha doyumlu olması, karşılıklı güven ve saygıya dayanır. Cinselliğin nasıl yaşanacağına dair ayrıntılar ve fanteziler kişilerin ortak kararı olmalı ve rıza çerçevesi dahilinde gerçekleştirilmelidir (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği, Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD)).

Cinsel birleşme için uygun zaman ve ortam seçilmelidir. Güvensiz ortamlarda doyum sağlanması güçtür. Çünkü partnerlerin, cinsel haz duyabilmesi için tüm duyu organlarının ve beynin buna hazır olması gerekir.

Yapılan araştırmalar, kadınların yaklaşık %43’ ünün, erkeklerin ise %31’inin yaşamlarının bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını göstermektedir (McCabe et al., 2016). Bu bozukluklar sadece bireyin değil, çiftin ilişkisel doyumunu da olumsuz etkiler.

Cinsel sorunların en önemli nedeni bilgi eksikliğidir; Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre bu oran %62’dir. Bu bilgi eksikliği, çok sayıda bireyin ya da partnerin cinsel yaşamlarında sorun yaşamasına, bu nedenle ilişkilerinin bozulmasına neden olabilmektedir. En önemli ikinci sebep ise mitler olarak gösterilmiştir.

Başlangıçta cinsel birleşme denemeleri devam etse de genellikle bir yıl sonunda denemeler bırakılır. Tedavi ancak çocuk sahibi olmak istediklerinde gündeme gelir. Eşlerden birindeki erken boşalma gibi bir cinsel sorun olması diğer kişide de orgazm sorunu veya isteksizliğin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Cinsel İşlev Bozuklukları Nelerdir?

Cinsel İstek Bozuklukları

Cinsel fantezi, düşünce veya arzu kaybıyla tanımlanır. Kadınlarda daha sık görülür.
Kadınlarda %30, erkeklerde %15 oranlarında saptanmıştır. Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Aynı zamandayas, ekonomik güçlükler gibi sıkıntı ve üzüntü yaratan durumlar cinsel isteği azaltabilirler. Kilo alımı, kişinin çekiciliğini yitirdiğini düşünmesi sekse olan ilgilinin azalmasına neden olabilir. Hamilelikte cinsel ilişkinin uygun olmadığına ilişkin inançlar cinsel kaçınmalara ve zamanla istek ve uyarılma sorunlarına neden olabilir. Doğumdan sonra da yeni rollere adapte olma süreci cinsel isteği azalabilir.

Tedavi: Bilişsel Davranışçı Terapi (Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)), cinsel terapi, çift terapisi; bazı durumlarda hormon tedavisi. Tedaviyle %50–60; farmakolojik destekle (kombin tedavi) %70’e kadar iyileştiği görülmektedir.


Cinsel Uyarılma Bozuklukları

Kadında uyarılmanın olmaması (Kadında Cinsel Uyarılma Bozukluğu (FSIAD)), erkekte ereksiyon sağlayamama veya sürdürememe (Erektil Disfonksiyon (ED)) olarak izlenmektedir. Görülme sıklığı kadınlarda %10 –20; erkeklerde 40 yaş üstünde %20–30’dır. Uyarılma ve orgazm zorluklarının devam ettiği durumlarda genellikle süreç ilerledikçe erken boşalma ve cinsel istek bozukluğu da gelişebilmektedir

Tedavi: Kadında cinsel terapi, mindfulness gibi yaklaşımların; erkekte Fosfodiesteraz Tip 5 inhibitörleri (PDE5) inhibitörleri (sildenafil) ve psikoterapi etkinliği kanıtlanmıştır. Erkeklerde ilaç tedavisi eklenerek (%70–80); kadınlarda hormon tedavisi ve psikoterapinin %70 oranlarında etkinliği olduğu bilinmektedir.

Orgazm Bozuklukları

Kadında orgazmın olmaması ya da gecikmesi; erkekte nadir görülen boşalma sorunları orgazm bozukluğu olarak tanımlanır. Kadınlarda sıklığı %10–15; erkeklerde %0–3.

Evlenmemiş kadınlara bekarete değer vermeyi ve cinselliği konusunda engellemelerin ancak meşru bir evlilik ilişkisinde kalkabileceği öğretilir. Ancak yıllarca cinsel duygularını bastırdıktan sonra meşru bir cinsel ilişkide bu baskının kalkması gerçekçi değildir.

Ayrıca duygu ve davranışları üzerinde her zaman kontrol sağlamak isteyen kişiler, cinsel ilişkisi sırasında da cinsel uyaranın belli bir düzeyin üzerine çıkmasını engellerler ve orgazm olamazlar.

Tedavi: Kadında klitoral uyarı egzersizleri, cinsel terapi; erkekte gevşeme ve iletişim çalışmaları. Tekniklerin başarı oranı kadında %60–70, erkekte %50 olarak belirtilmiştir.

Boşalma Bozuklukları

Erken boşalma: Penetrasyondan önce ya da hemen sonra istemsiz boşalma. Erken boşalmanın toplumda görülme sıklığı %20–30 olarak görülmektedir.

Tedavi: Erken boşalma için BDT, Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri (SSRI) ilaçlar (serotonin geri alım inhibitörü). Erken boşalmada bu yöntemlerin %70–80 oranlarında iyileşme sağladığı bilinmektedir.


Gecikmiş boşalma: Yeterli uyarıya rağmen boşalmanın çok zor olması ya da hiç olmaması. Bu durum toplumda %1–3 oranlarında yaygındır.

Tedavi: Gecikmiş boşalma için psikoterapi ve farmakolojik desteğin %40–50 çözüm olduğu tespit edilmiştir.

Cinsel Ağrı Bozuklukları

Disparoni: Cinsel ilişki sırasında ağrı. Kadınlarda %10–15; erkeklerde <%5  görülmektedir.

Tedavi: Disparoni için medikal inceleme ve cinsel terapiyle disparoni %60–70 gibi yüksek bir oranda başarı yakalanabilmektedir.

Vajinismus: Vajinal kasların istemsiz kasılmasıyla penetrasyonun engellenmesi. Türkiye’de vajinismus oranları %15–20’ye kadar çıkmaktadır.
Tedavi: Vajinismus için en sık kullanılan yöntemler BDT, Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR), dilatör egzersizleridir. Bu yöntemlerin vajinismusta etkinliği %80–90 oranlarında yüz güldüren sonuçlar sağlamaktadır.

Cinsel İşlev Bozukluklarında Sakıncalı ve Kanıta Dayalı Uygulamalar

Cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde zaman zaman yanlış ve etik dışı yöntemlere başvurulabilmektedir. Özellikle vajinismus tedavisinde karşılaşılan bu hatalı uygulamalar arasında; kadının hareketsiz “künde pozisyonuna” zorlanması, anestezi altında müdahaleler yapılması, vajinal botoks veya anestezik krem kullanımı, kızlık zarının cerrahi olarak alınması ve hatta muayenehanede terapist eşliğinde cinsel ilişki gerçekleştirilmesi yer almaktadır. Bu tür girişimler, bilimsel kanıtlara dayanmamakla birlikte bireyler için oldukça travmatize edici sonuçlar doğurur. Tedavi motivasyonunu düşürür, sorunu pekiştirir, çift ilişkilerini zedeler ve ek cinsel ya da psikolojik bozukluklara yol açabilir. Benzer şekilde, erken boşalma tedavisinde yalnızca geciktirici sprey ve kremlerle cinsel organ duyarlılığını azaltmaya çalışmak boşalma süresini geçici olarak uzatsa da, ereksiyon sorunlarına neden olabilir, alınan hazzı azaltabilir ve ilişki doyumunu düşürebilir.

Kanıta dayalı bilimsel araştırmalar, bu bozuklukların en etkili şekilde cinsel terapi, bilişsel davranışçı terapi (BDT), çift terapisi, sistematik duyarsızlaştırma ve dilatörlerle kademeli maruz bırakma yöntemleriyle tedavi edilebildiğini göstermektedir. Ayrıca pelvik taban fizyoterapisi ve psikoseksüel eğitim de başarı oranlarını artıran destekleyici yöntemlerdir. Botulinum toksin A (Botulinum Toksin A (BoNTA)) enjeksiyonları ise yalnızca dirençli vakalarda ikinci basamak olarak gündeme gelebilir; küçük örneklemli çalışmalarda umut verici sonuçlar bildirilse de metodolojik sınırlılıklar nedeniyle standart tedavi yöntemi olarak önerilmemektedir. Günümüzde kabul gören yaklaşım; eğitimi, güven ilişkisini, duygusal desteği ve basamaklı bir tedavi sürecini merkeze alır. Böylece hem bireysel iyileşme hem de çiftlerin cinsel yaşam kalitesinde sürdürülebilir bir gelişme sağlanabilir.

Cinsel Mitler ve Gerçekler

Cinsel işlev bozukluklarının devam etmesinde en önemli nedenlerden biri mitlerdir (doğru bilinen yanlışlar):
“Mastürbasyon zararlıdır”

Doyumlu bir cinsellik, öncelikle kendini ve bedenini tanımakla başlar. Bireyin haz noktalarını fark etmesi, bunları ve ilişkinin doyumlu olup olmadığını partneriyle paylaşması önemlidir.

“İlk gece mutlaka kan gelmelidir”

Kızlık zarı (hymen) cinsel birleşmede esneyen ince bir zardır ve ortası deliktir. Üzerindeki ince kılcal damarların çatlaması sonucu kanama olabilir. Her bin kadınıdan birinin kızlık zarının olmadı ve kadınların yaklaşık %50’sinde ilk cinsel birleşmede kanama olmadığı bilinmektedir.

“İlk ilişki mutlaka acılıdır”

İlk cinsel ilişkide somut ve gerçek bir acının yaşanacağına ilişkin cinsel ilişkideki ağrının abartılarak aktarılması ağrı beklentisini artırır. Bu durum ilk cinsel ilişki korkusuna ve ilk ilişki sırasında gerginliğe neden olmaktadır (CETAD).

“Kadın sekse her zaman hazır olmalıdır” Kadınların eşinin isteğine yanıt vermesi genellikle bir görev olarak algılanır ve baskı unsurudur. Cinsel istek kaybıyla sonuçlanabilir.

“Kadın cinsel isteğini belli etmez” Kadınların cinsellikle ilgili aktif tutum almaları çoğunlukla uygun karşılanmaz. Birçok araştırmada kadınların büyük kısmının, ön sevişme ve birleşme sırasında çoğunlukla hareketsiz kaldıkları belirtilmiştir. Büyüdükleri ortamda dinsel şartlanma, cinselliğin ayıp ve günah olarak aktarılması cinsel ilişkide suçluluk ve utanca neden olmaktadır.

“Penisin vajinaya girişi zordur”

Bu yanlış inanış en çok vajinismusu olan kadınlarda görülmektedir. Vajina penetrasyon sırasında anatomik olarak esnemektedir.

“Erkek cinsel organının büyüklüğü oranında zevk verir”

Erkeklerin cinsel çekicilikleriyle ilgili kaygıları en çok penis boylarının yeterli olup olmaması ile ilgili kaygılarla kendini göstermektedir. Özellikle pornografinin gerçek dışı genellemelerinin etkisiyle oluşan bu beklenti cinsel isteksizliğe ve kaçınmaya neden olabilmektedir.

“Sertleşme olmadan sevişme olmaz” Sevişmeye başlamak için penisin sertleşmesi beklenir. Oysa penisin sertleşmesi, cinsel istek duyulup bir cinsel etkinliğe girişildiğinde, cinsel uyarılma ile ortaya çıkar. Bir erkeğin sertleşme sorunu kaygıya, kaygının sertleşme zorluğunu devam ettirmesi ise yıpratıcı bir kısırdöngüye yol açar.

“Erkeğin görevi kadını tatmin etmektir” Cinsel ilişki bir performans alanı değil cinsel partneriyle doyumlu bir cinsel deneyim yaşamaktır.

“Uyarılmış erkek boşalmazsa ağrısı olur”

Bu sevişmeyi cinsel birleşmeye yönelten ve kadını istemediği durumlarda da erkeği orgazma götürmekle görevlendiren yanlış bir inançtır.

“Erkek her zaman hazırdır”

Erkekte performans kaygısı, Yetersizlik, Erken boşalmayı tetikler

“Partnerler birbinin isteğini geri çevirmemelidir”

Cinsel eşler arasında istenen cinsel istek sıklığının farklı olması bir cinsel sorun değildir. Ancak çiftler veya partnerlerden biri için sıkıntıya neden oluyorsa danışmanlık gerekli olabilir.

“Tüm fiziksel yakınlaşmalar sevişmeyle sonlanmalıdır”

Bu yanlış inanış eşlerin birbirlerine sevgi, sıcaklık ifadesi olarak temaslarını sınırlamaktadır.

“Sevişmek cinsel birleşme demektir”

Cinselliğin birleşme dışındaki yönlerini ihmal ederek partnerlerin birbirlerine sevgi, sıcaklık ifadesi olarak temaslarını sınırlamaktadır. Cinsel ilişkide duygusal yönlere daha çok gereksinim duyan partneri hayal kırıklığına uğratarak cinsel ilişkiye katılımını ve zevk almasını engellemektedir.

“İyi bir seks mutlaka orgazmla biter”

Her sevişmenin mutlaka orgazmla sonlanması gibi bir zorunluluk olmadığı gibi zaten neredeyse olanaksızdır.

“Her iki taraf aynı anda orgazm olmalı”

Çiftleri birlikte orgazm olmadıklarında eksiklik duygularına sevk etmektedir.

“Sevişmede neyin normal olduğuna ilişkin belirli kurallar vardır”

Cinsel yaşamın renkliliği ve farklılığını sınırlayan bu inanış, birçok kişinin cinsel arzularını ve fantezilerini bastırmalarına ve ifade edememelerine yol açmaktadır. Sevişmede tek kural iki tarafında onayının olması gereğidir.

“Sevişmek hakkında konuşmak onu bozar. Cinsellik her zaman kendiliğinden olmalı”

Bir insanın başka bir insana cinsel yakınlık duyması, her eş için farklı davranışları içerebilir. Çiftler, kendi aralarında haz aldıkları ve istedikleri veya sevmedikleri cinsel davranışları konuşmalıdır.

“Yaşlanınca cinsellik biter” Yaşlanma ile biyolojik değişiklikler olur ama cinsellik devam eder. Araştırmalar, yaşlılıkta da tatmin edici bir cinsel yaşamın mümkün olduğunu göstermektedir.

“Menopoz cinselliğin sonudur”

Üreme ile sevişmeyi birbirine bağlayan kültürel gelenek menopoza giren kadının artık cinsel isteğinin sona erdiğine telkin eder. Menopozla kadının cinsel hayatının sona erdiğine inanan bir erkek eşiyle sevişme isteğini daha çekinerek dile getirmektedir. Kadınlar açısından ise bu inanış cinsel isteklerini bastırmaya ya da cinsel arzularını ifade etmemeye yol açmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Cinsel işlev bozukluğu normal midir?
Evet, çok yaygındır. Kadınların %43’ü, erkeklerin %31’i hayatlarının bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşamaktadır.

Mitler gerçekten bu kadar etkili mi?
Evet. “İlk gece kan gelmezse bakire değildir” gibi mitler, vajinismus gibi ciddi bozuklukların temelinde yer alır.

Tedavi ne kadar sürer?
Bozukluğun türüne göre ve kişiye özgü olarak değişir. Erken boşalma birkaç seansla düzelebilirken, vajinismus tedavisi 2–4 ay veya daha uzun sürebilir

Başarı oranı nedir?
Vajinismus tedavisinde %80–90, erken boşalmada %70–80, erektil disfonksiyonda %70–80 başarı oranı vardır.

Hizmetler
0 min read

Online Danışmanlık

Nisan 28, 2025

Online Danışmanlık

Hizmetler
0 min read

Online Terapi

Nisan 28, 2025

Online Terapi

Hizmetler
0 min read

Anaokulu Danışmanlığı

Nisan 28, 2025

Anaokulu Danışmanlığı

Hizmetler
0 min read

Kurumsal Destek

Nisan 28, 2025

Kurumsal Destek

Hizmetler
5 min read

Çocuk Değerlendirme Testleri

Haziran 28, 2025

Çocuk Değerlendirme Testleri

Çocuklarda Gelişimsel ve Psikolojik Değerlendirme

Çocukluk dönemi, nöroplastisitenin (beynin çevresel etkenlere yapısal ve fizyolojik olarak adaptasyon yeteneği) en açık olduğu gelişim evresidir.

Bu dönemde yapılan bilimsel temelli psikolojik değerlendirmeler, çocuğun bireysel potansiyelini anlamaya, riskli alanları erkenden belirlemeye ve gelişimi desteklemeye yönelik somut veriler sunar.

Çocukların gelişimsel süreci çok boyutludur; yalnızca bir alandaki gözlem çoğu zaman yeterli bilgi vermez. Bu nedenle değerlendirme sürecinde, gelişimsel psikoloji ve klinik nöropsikoloji ilkelerine dayalı olarak hazırlanmış standardize test bataryalarıkullanılır. Bu testler, yaş ve gelişim düzeyine göre normlarla karşılaştırmalı biçimde yorumlanır ve çocukların güçlü yönleri ile desteklenmesi gereken alanları objektif biçimde ortaya koyar. Ancak bir test sonucu, tek başına karar verici değildir.

Çocuğun bireysel farklılıklarına ve duygusal durumuna duyarlı olacak şekilde çok boyutlu bir değerlendirme yaklaşımı benimsenir.

Elde edilen veriler; klinik gözlemler, ebeveyn görüşmeleri ve gerekiyorsa okul geri bildirimleri ile (çevresel) ekosistemik bağlamda birleştirilerek anlam kazanır. Klinik yorumlamalar yalnızca puanlara değil; çocuğun davranışsal örüntülerine, duygusal tepkilerine ve gelişimsel düzeyine göre yapılır. Bu yaklaşım sayesinde, her çocuğa özgü, güvenilir ve anlamlı değerlendirme raporları oluşturulabilir.

Oyun temelli gözlem, yapılandırılmış test uygulamaları ve doğal ortam verileriyle desteklenen bu değerlendirme; çocuğun dikkat, hafıza, dil, görsel-motor koordinasyon, sosyal uyum, duygusal düzenleme ve akademik beceriler gibi birçok alandaki performansını objektif olarak ortaya koyar.

Neden Önemlidir?

Erken Tanı ve Müdahale: Öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği, otizm spektrum bozukluğu, duygusal düzenleme ve dışavurum zorlukları, uyum problemleri gibi alanlarda izlem olanağı sağlar.

Gelişimsel Risklerin Takibi: Erken gelişimsel gecikmeleri, dikkat veya sosyal etkileşim güçlüklerini zamanında yakalama olanağı sağlar. Bu sayede riskli durumların profesyonel takibini mümkün kılar.

Bireyselleştirilmiş Destek Planı: Her çocuğun benzersiz gelişim sürecine uygun, çocuğa özgü destek planları oluşturulabilir.

Aile ve Okula Yönelik Rehberlik: Aileler ve öğretmenler için, çocuğun hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğuna ve çocuğun bireyselliğine özgü yaklaşıma dair bilimsel bilgiler sağlanır.

Hangi Alanlar Değerlendirilir?

Dikkat ve Konsantrasyon Becerileri

Zihinsel Performans ve Problem Çözme

Görsel-Motor Koordinasyon ve Algı

Dil ve Sözel İfade Becerileri

Akademik Olgunluk ve Okula Hazırlık

Gelişimsel Düzey (0–6 yaş)

Duygusal Durum ve Sosyal Uyum

Ebeveynler İçin Sık Sorulan Sorular

Bu testler ne zaman yapılmalı?

Erken çocukluk döneminde (0–6 yaş) gelişimsel farklılıkların tespit edilmesi; okul çağında dikkat, öğrenme veya davranış problemlerinin değerlendirilmesi için önerilir. Ergenlik döneminde ise akademik başarısızlık, içe çekilme ya da duygusal zorlanma durumlarında uygulanabilir.

Kaç yaş için hangi test uygundur?

Test seçimi çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve danışma sebebi olan konulara göre uzman tarafından belirlenir. Örneğin, Denver-II 0–6 yaş arası için uygundur; WISC-R genellikle 6–16 yaş arası çocuklarda uygulanır.

Test sonuçları ne işe yarar?

Test sonuçları, çocuğun güçlü ve desteklenmesi gereken alanlarını objektif olarak ortaya koyar. Ebeveynin kaygılandığı ve desteğe ihtiyaç duyduğu alanlarda uzmanla işbirliği içerisinde yol haritası çizilmesine yardımcı olur. Bu bilgiler, okul rehberliği, özel eğitim planlaması, psikoeğitimsel destek ve gerekirse tıbbi yönlendirmeler açısından yol gösterici olur.

Değerlendirme Süreci Nasıl Planlanır?


Değerlendirme süreci her çocuğa özgü olarak planlanmakta; ebeveyn görüşmeleri ve gerekirse okul geri bildirimleri ile desteklenmektedir.
İzmir’de yüz yüze ya da online olarak profesyonel destek almak, detaylı bilgi ve bireyselleştirilmiş değerlendirme planlaması için iletişime geçebilirsiniz.

Kullanılan Test Bataryaları

Zeka ve Bilişsel Performans Testleri:

WISC-R (Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği)

Cattell 2A ve 3A (Sözel Olmayan Zeka Testleri)

Alexander Pratik Yetenek Testi

Goodenough-Harris Draw-a-Person İnsan Çizimi Testi

Gelişimsel Değerlendirme:

Denver-II Gelişimsel Tarama Testi

Ankara Gelişim Envanteri (AGTE)

Peabody Resim Kelime Testi (Alıcı Dil Becerileri)

Gesell Gelişimsel Figürler Testi

Okula Hazırlık ve Akademik Olgunluk:

Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

Dikkat ve Algı Testleri:

MOXO Dikkat Testi

Frankfurter Dikkat Testi

Porteus Labirent Testi

Bender Gestalt Görsel-Motor Algı Testi

Frostig Görsel Algı Testi

Benton Görsel Bellek Testi

Projektif Yöntemler ve Psikodinamik Gözlem:

Louisa Duss Psikanalitik Hikayeler Testi

Draw-a-Person Test (DAP) İnsan Çiz

Bir Aile Çiz

KHTP (Kinetic House Tree Person)

CAT (Çocuklar İçin Algı Testi)

TAT (Tematik Algı Testi)

Hizmetler
0 min read

Dikkat Testleri

Nisan 28, 2025

Dikkat Testleri

Hizmetler
0 min read

Cinsel Terapi

Eylül 29, 2025

Cinsel Terapi

Hizmetler
0 min read

Boşanma Terapisi

Nisan 28, 2025

Boşanma Terapisi

Hizmetler
0 min read

Duygu Odaklı Çift Terapisi

Nisan 28, 2025

Duygu Odaklı Çift Terapisi

Hizmetler
0 min read

Travma Odaklı Terapiler

Nisan 28, 2025

Travma Odaklı Terapiler

Hizmetler
7 min read

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

Eylül 29, 2025

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

“Düşüncelerine dikkat et, sözlerin olur;

Sözlerine dikkat et, eylemlerin olur;

Eylemlerine dikkat et, alışkanlıkların olur;

Alışkanlıklarına dikkat et, karakterin olur;

Karakterine dikkat et, kaderin olur.”

Mahatma Gandhi

Hayat, yalnızca yaşadıklarımızla değil; onları nasıl yorumladığımızla şekillenir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), tam da bu noktada devreye girer.

İnsan zihni karmaşıktır. Bazen bir düşüncenin ne zaman başladığını bilemeyiz ama onun etkisiyle davrandığımızı, hissettiğimizi, kendimizi değerlendirdiğimizi fark ederiz. “Ben yetersizim”, “Başarısızım” ya da “Kimse beni anlamaz” gibi düşünceler, zamanla hayatımızın merkezine yerleşebilir. Bu döngüyü sorgulamak, onun dışına çıkabilmek kolay değildir ama mümkündür.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bu zihinsel döngüleri fark etmemize, anlamamıza ve yeniden şekillendirmemize yardımcı olan bilimsel temelli bir psikoterapi yöntemidir.

“İnsanların hissettikleri, olaylardan değil; olaylara yükledikleri anlamlardan kaynaklanır.” Aaron T. Beck

BDT, dünyada en çok araştırılmış terapi yöntemidir. Yüzlerce randomize çalışma pek çok psikolojik sorunda, BDT’nin kısa sürede etkili sonuçlar verebildiğini kanıtlamıştır (Butler et al., 2006). Nörogörüntüleme çalışmaları, BDT sonrasında duygu regülasyonunun nörobiyolojik düzeyde de değiştiğini ortaya koymuştur (Goldapple et al., 2004).

BDT Hangi Durumlarda Etkilidir?

En yaygın kullanım alanları:

Özgüven Eksikliği, Değersizlik algısı, İlişki ve Evlilik Problemleri (iletişim ya da güven problemleri, cinsel uyumsuzluk)Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) (temizlik, kontrol, zarar verme, bulaş), Tıkınırcasına Yemek Yeme (Binge Eating Disorder), Bulimia Nervoza, Anoreksiya Nervoza, Distimi, Uyku Bozuklukları (insomnia, sık uyanma), Somatik Belirtiler (baş ağrısı, mide şikayetleri), Cinsel İşlev Bozuklukları, Öfke Kontrol Problemleri (ani öfke patlamaları, nesnelere zarar vermek), Uçuş Fobisi, Uyum Bozukluğu, Sınav ve Performans Kaygısı, Anksiyete Bozuklukları, Majör Depresyon (çökkün ruh hali, ilgi kaybı, işlev kaybı), Özgül Fobiler (yılan, köpek, fare korkusu) Sosyal Anksiyete (topluluk önünde konuşma, otoriteyle iletişim kurma, başkalarının gözünde küçük düşme korkusu), Panik Bozukluk (ani kalp çarpıntısı, nefes darlığı, ölüm korkusu, kontrol kaybı hissi),

Terapi Süreci Nasıl İşler?


Terapide amaç yalnızca farkındalık değil, aynı zamanda günlük yaşamda uygulamaya geçebilecek zihinsel ve davranışsal değişiklikler yaratmaktır.BDT yapılandırılmış ve hedef odaklı bir yaklaşımdır. Terapide ilk olarak danışanla birlikte terapötik iş birliği kurulur ve hedefler belirlenir.  Ardından otomatik düşünceler, bu düşüncelerin duygusal ve davranışsal etkileri ele alınır. Bilişsel çarpıtmalar tanımlanır ve alternatif düşünceler geliştirilir. Gerektiğinde daha derin yapılar olan temel inançlara inilir.

Her bireyin düşünsel düzenekleri kendine özeldir. Dolayısıyla teknik aynı olsa da, her bireyle kurulan terapi dili farklıdır. Kendi çalışma pratiğimde, danışanın ritmini, mizacını ve direnç biçimini dikkate alarak ilerlerim. BDTBDT, yalnızca psikolojik problemlerin tedavisine yönelik değil, yaşam boyu kullanılabilecek zihinsel düzenleme becerilerinin geliştirilmesi için de kullanılır. çalışırken modern psikoterapilere özgü bir yaklaşımla, gerektiğinde nöropsikoloji perspektifini, EMDR, duygusal farkındalık odaklı müdahaleleri de entegre ederim.

Olumsuz Otomatik Düşünceler

Bilişsel terapinin temel tekniği, kişinin zihninde otomatik olarak beliren düşünceleri fark etmesini sağlamak ve bu düşüncelerin gerçekliğini sorgulamasına yardımcı olmaktır. Bu süreçte amaç, kişinin bu düşüncelere olan inancını azaltarak daha işlevsel ve gerçekçi bir bakış açısı geliştirmesine destek olmaktır.

Bu otomatik düşünceler, çoğunlukla çocukluk deneyimlerinin, ebeveyn tutumlarının, sosyal ilişkilerin ve kişilik özelliklerinin ortak etkisiyle zamanla şekillenen daha derin inanç sistemlerine dayanır. Özellikle majör depresif bozukluk ve anksiyete bozukluklarında olumsuz hatıraların akla gelmesi gibi otomatik düşüncelerde de negatif seçiciliğin etken olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir.

Otomatik Düşünce, Alternatif Düşünce ve Temel İnanç Örnekleri

Kişinin kendine, başkalarına, dünyaya ve geleceğe dair taşıdığı bu temel inançlar, davranışlarını ve duygusal tepkilerini büyük ölçüde belirler.

Alternatif Düşünce: “Bu durumun başka bir açıklaması ya da sonucu olabilir mi? “

Örn: Depresyon
Otomatik düşünce: “Kimse beni sevmiyor.”
Alternatif düşünce: “Beni seven insanlar var ama şu an kendimi yalnız hissediyorum.”
Temel inanç: “Ben sevilmeye layık değilim.”

Bilişsel Çarpıtmalar

“Bireyin düşüncesi ne kadar çarpıtılmışsa, duygusal acı da o kadar yoğun olur.” Beck, 1976

BDT sürecinde gerçekle uyuşmayan çarpıtmaları dönüştürecek daha gerçekçi bilişsel temsiller geliştirilir. Davranışsal deneyler, maruz bırakma çalışmaları ve duygusal regülasyon egzersizleriyle desteklenir.

Ya hep ya hiç düşüncesi:  “Bir tabak tatlı yedim tüm diyetimi bozmuş oldum”

Meli, Malı cümleleri: “Her zaman başarılı olmalıyım”

Aşırı genelleme: “Kimse beni sevmiyor“

Olumluyu değersizleştirme: “Ne olacak bunu herkes yapar”

Sonuca atlama: “Bana selam vermedi artık umrunda değilim”

Zihin okuma: “Patronum benden hoşlanmıyor.”

Felaketleştirme: “İşi yetiştiremedim, beni kovacak. “

Etiketleme: “Ben kötü bir anneyim”

Abartma ve küçültme: “Sunumu güzel yaptım ama bu zaten çok kolay bir konuydu”

Duygulara Dayanma: “Kaygılı hissediyorum, o zaman bir şeyler kötü gidecek.”

Terapide Nelerin Değişmesini Bekleriz?

Zihinsel esnekliğin artması
Duygu düzenleme becerilerinin gelişmesi
Kaçınma ve erteleme davranışlarının azalması
Sosyal ilişkilerde iyileşme

Bedensel stres belirtilerinde azalma
İçsel eleştirmenin yerini daha şefkatli bir iç sesin alması

Sık Sorulan Sorular

BDT bana uygun mu?

BDT, düşünsel farkındalığı yüksek ve içgörü geliştirmeye açık bireylerde oldukça etkilidir. Gerektiğinde önce duygusal destekleyici yaklaşımlar tercih edilebilir. Terapist, danışanın ihtiyacına göre süreci yapılandırır. Danışanın da istediği dönüşümü sağlamak için terapistle iş birliği ve sorumluluk alması önemlidir.

BDT’de geçmişe bakılmaz mı?

BDT, şu anı düzenlemeye yönelik bir ihtiyaç varsa önceliklidir. Geçmiş yalnızca bugünkü düşünce kalıplarının kökenini anlamak için kullanılır. Terapide amaç kendilik değerine zarar veren eski düşünce kalıplarına yeni bir anlam ve yer kazandırmaktır.

Her şeyi anlatmalı mıyım?
Hayır. Terapi sizin hazır olduğunuz ölçüde ilerler. Zamanla güvenli bir alan kurulur.

Her seansın sonunda ödev verilir mi?
Genellikle ev ödevleriyle süreç pekiştirilir. Bu ödevler danışanın ritmine göre şekillenir ve kişinin hayatına entegre edilebilecek türdedir. Her terapi seansı ev ödevli midir?

Ne kadar sürede etkisini gösterir?

Çoğu danışan ilk 4–6 seansta değişimi fark eder. Kalıcı etki için süreç kişiselleştirilir.

Etkisi kalıcı mı?

Kazandırdığı beceriler yaşam boyu kullanılabilir. Gerekirse gelecekte kısa süreli destek alınabilir.BDT’nin etkisi kalıcı mı?

Daha Fazlasını Okumak İsteyenler İçin:

Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond. Guilford Press.

Türkçapar, M. H. (2020). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temel İlkeler ve Uygulama. Epsilon Yayınları.

Burns, D. D. (2020). İyi Hissetmek: Yeni Duygudurum Terapisi. (Çev. F. Ergün). Psikonet Yayınları.

Terapiye dair sorularınız için bana ulaşabilir veya ilk görüşme için randevu talebinde bulunabilirsiniz.

Hizmetler
7 min read

EMDR Terapi

Eylül 29, 2025

EMDR Terapi

EMDR Terapisi: Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme

Francine Shapiro’nun EMDR kuramı, bireyin bugünkü psikolojik ve bazı fiziksel sıkıntılarının, geçmişte uygun biçimde işlenememiş yaşantılardan kaynaklandığı temel varsayımı üzerine kuruludur. Adaptif Bilgi İşleme Modeli’ine (AIP Model) göre, sağlıklı bir süreçte yeni yaşantılar beyin tarafından işlenerek uzun süreli belleğe adapte edilir. Ancak yoğun stres ya da travma sırasında, bu anı entegre edilemeden disfonksiyonel biçimde depolanır ve sinir ağı içinde izole kalır. Bu durum kişinin bugünkü stresli durumlara aşırı duygusal tepkiler vermesine yol açar. AIP yaklaşımı, travmatik anının yalnızca hatırlanmasından ziyade, yeniden işlemlenmesi gerektiğini savunur.

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing), Türkçeye “Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme” olarak çevrilmiştir. Travmatik bir anı, yıllar sonra bile bir tetikleyiciyle bugünkü duygusal ve bedensel tepkileri harekete geçirebilir. EMDR’ de amaç, beynin onu yeniden işlemesine yardımcı olmaktır. Böylece anı, kişi için artık tetikleyici olmaktan çıkar ve sadece bir anı haline gelir. Shapiro’ ya göre, danışan anıya bugünkü kaynaklarıyla yaklaşırsa, o anının taşıdığı olumsuz inanç, duygu ve bedensel duyumlar çözülür; yerini daha uyumlu temsillere bırakır. Bu sayede bugünkü yaşamına daha sağlıklı bir yerden devam etmesine olanak tanır.

Bilimsel dayanağı yüksek, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından Travma Sonrası Stres Bozukluğu tedavisinde birinci sıra önerilen yöntem olarak kabul edilmiştir.

EMDR Nasıl Bir Yöntemdir?

Shapiro, EMDR’ nin sekiz aşamalı yapılandırılmış bir yöntem olduğunu belirtir. Bu yapı, hem anı işleme hem de danışanın duygu ve beden tepkilerini düzenleme üzerine kuruludur. Süreç boyunca danışan geçmiş anıya odaklanırken, bilateral (iki taraflı) uyarım uygulanır ve bu sayede bilgi işleme sistemi yeniden aktive edilir. Bu süreçte danışan zihinsel olarak anının içine girer, ama dışarıda kalmayı da öğrenir. Beyin, sıkışmış anıyı bugünkü kaynaklarla yeniden anlamlandırır.

Shapiro, bilateral uyarımın etkisini ilk kez göz hareketleriyle deneyimlemiştir ve bu göz hareketlerinin, travmatik anıların duygusal yükünü azalttığını keşfetmiştir (Shapiro, 1989). Bilateral uyarım daha sonra ses ya da dokunsal uyaranlarla da genişletilmiştir.

Shapiro’nun önerdiği mekanizma, bilateral uyarım sayesinde prefrontal korteksin regülasyon sistemlerinin devreye girmesi ve limbik sistemdeki aşırı uyarılmanın dengelenmesidir. Bu süreç, REM uykusu sırasında gerçekleşen doğal işleme mekanizmasına benzer şekilde çalışır.

EMDR’ ın etkilerine ulaşmak için; bedensel duyumlar, kognisyonlar, artmış farkındalık ve kişiler arası ilişkileri kapsayan sisteme çift yönlü uyarım dahil edilmiştir. Klinisyenler danışanın özelinde farklı EMDR protokolleri kullanarak, danışanın ihtiyacına yönelik terapötik bir yol izler. Danışanı geçmişin yükünden sağlıklı ve üretken bir şimdiye taşımak hedeflenir. Sekiz aşamalı EMDR terapisi, beynin kendi iyileşme sistemini harekete geçirir. Bilimsel araştırmalarda EMDR sırasında özellikle artmış limbik sistem aktivitesinin azaldığı, prefrontal bölgelerin aktivitesinin arttığı gösterilmiştir. Ayrıca yeni nöral ağların oluşması tetiklenir.

Nörobilim ve travma literatüründe yöntemin etkinliğini gösteren 300’den fazla araştırma bulunmaktadır.

EMDR Ne İçin Kullanılır?

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)
  • Çocukluk çağı ihmal ve istismarı
  • Ani kayıplar, yas süreçleri
  • Panik atak ve anksiyete bozuklukları
  • Özgüven problemleri
  • Fobiler (uçuş, hayvan, kapalı alan vb.)
  • Psikosomatik belirtiler
  • Cinsel travmalar
  • Terk edilme ve bağlanma travmaları
  • İlişki problemleri ve değersizlik hissi

EMDR Ne Yapar?

Bu yöntem sayesinde anı yeniden gündeme gelir ama bu sefer farklı bir yerden:

“Hatırlıyorum ama artık sanki sadece bir şey olmuş gibi… Acısı eskisi gibi canlı değil.”

Bilateral Uyarım Neyi Sağlar?

Beynin sırayla iki yönlü uyararak, tıpkı uykudaki REM evresi gibi bir işleme süreci başlatırız. REM uykusunda rüya görürken beyin gün içindeki deneyimleri düzenler. EMDR’ de geçmişteki tetikleyici anılar, bu yöntemle yeniden işlenir.

Bu süreç şunları sağlar:

Duygusal yük azalır

Anı artık bugün eskisi gibi tetikleyici olmaz

Zihinsel bütünlük sağlanır

Bedensel tepkiler dengelenir

Yani bir nevi “travmatik anının hazmedilmesi süreci” gerçekleşir.

EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

Güvenli bir alan oluşturulur. Danışan duygusal olarak desteklenir ve terapi sürecine hazırlanır. Hangi anılarla çalışılacağı ve terapötik hedefler belirlenir. Duygu regülasyonu teknikleri öğretilir. Danışanın gündeme almak istediği konu, hedef anı, bu anıyla ilişkili olumsuz düşünce (örn. “Ben sevilmeyecek biriyim, yetersizim”), beden duyumu ve duygusal yoğunluk tanımlanır. Danışan hedef anıya odaklanırken bilateral (iki taraflı) uyarım başlatılır (göz hareketleri, ses, dokunma). Anıya dair rahatsızlık azalır, yeni anlamlar ve bağlantılar ortaya çıkar. Olumlu ve işlevsel düşünce (örn. “güvendeyim”) güçlendirilir. Anı ve yeni inanç hatırlatıldığında bedende herhangi bir rahatsızlık kalıp kalmadığı kontrol edilir. Seans sonunda danışanın regülasyonu sağlanır. İşlenmemiş kalmışsa “kapanış” yapılır, evde uygulanacak teknikler hatırlatılır. Terapist, danışanı duygusal olarak dengede bırakmaya özen gösterir.Bir sonraki seansta önceki oturumun etkileri gözden geçirilir. Yeni hedefler belirlenebilir.

  1. Geçmiş, Bugün, Gelecek Değerlendirmesi (History Taking)
  2. Hazırlık (Preparation)
  3. Değerlendirme (Assessment)
  4. Duyarsızlaştırma (Desensitization)
  5. Yerleştirme (Installation)
  6. Beden Taraması (Body Scan)
  7. Kapanış (Closure)
  8. Yeniden Değerlendirme (Reevaluation)

EMDR Herkes İçin Uygun mudur?

Her bireyin ihtiyacı farklıdır. EMDR birçok kişi için oldukça etkili bir yöntemdir ancak bazı danışanlarda önce duygu regülasyonu ve güvenli alan oluşturulması gerekebilir. Bu nedenle terapist tarafından doğru zamanda ve dozda uygulanması esastır.

EMDR Sonrası Ne Hissederim?

  • Anılara dair yük azalır, tetiklenme sıklığı düşer
  • Tetiklenmelerin ve bugünkü zorlanmaların sebeplerine dair farkındalık olur
  • Uyku kalitesinde artış, bedensel gevşeme
  • Kişisel sınırların ve değerin daha net hissedilmesi

Bu bir unutma değil, hatırladığında artık canını yakmayan bir yeniden yazım sürecidir.

EMDR tehlikeli midir?
Hayır. Doğru uygulandığında oldukça güvenli ve etkili bir yöntemdir. Ancak mutlaka eğitimli bir uzman tarafından yapılmalıdır.

EMDR sırasında konuşmak zorunda mıyım?
Hayır. EMDR’ de uzun uzun olay anlatmak gerekmez. Paylaşmak istemediğinizde, zihin yine işini yapar.

EMDR’ nin etkisi kalıcı mı?
Çalışılan hedef anılar üzerinde etkisi kalıcıdır. Ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde yeni travmalar yaşanırsa tekrar destek alınabilir.

Evde EMDR yapılabilir mi?
Hayır. EMDR, profesyonel bir süreçtir. Bilinçsiz uygulanması zarar verebilir.

Çalışma Alanları
0 min read

Öz Şefkat

Nisan 28, 2025

Öz Şefkat

Çalışma Alanları
0 min read

Sınav Kaygısı

Nisan 28, 2025

Sınav Kaygısı

Çalışma Alanları
11 min read

Ebeveyn Tutumları

Ekim 18, 2025

Ebeveyn Tutumları

Hangi Yaklaşım Nasıl Bir İz Bırakır?

Çocuklar, söylediklerimizden çok davranışlarımızdan öğrenir. Gözleri ve dikkatleri sosyal referans aldıkları ebeveynlerinin üzerindedir. Ebeveynlerin tutumları, çocukların hayata, kendilerine ve başkalarına bakışlarını şekillendirir. Bu nedenle çocuğun duygusal, sosyal ve bilişsel gelişiminde kritik bir rol oynar.  

Otoriter Ebeveynlik

Doğal gelişim süreçlerinde çocuk otoriteyle kendisini güvende hisseder. Gelişim düzeyine uygun sınırlara ve bunlara uymakta zorlandığında şefkatli bir desteğe ihtiyacı vardır.
Otoriter ebeveyn tutumu ise çocuğun davranışlarını katı kurallar ve yüksek beklentilerle kontrol eden; itaat ve disipline aşırı vurgu yapan, ancak duygusal sıcaklık ve açıklığın düşük olduğu bir ebeveynlik tarzıdır.

Bu yaklaşımda ebeveynin beklentisi, çocuğun kurallara koşulsuz uymasını sağlamaktır. İletişim genellikle tek yönlüdür; çocukların duyguları, görüşleri veya bireysel ihtiyaçları çoğu zaman dikkate alınmaz.

  • “Ben ne dersem o olur” anlayışıyla hareket etme
  • Emir verme ve sorgulamaya izin vermeme
  • Sık sık ceza uygulama
  • Yüksek beklenti ve düşük empati dengesi
  • Sevgi ve onay göstermede kısıtlılık
  • Hatalara karşı düşük tolerans

Örnekler:

  • Çocuğun başarısını takdir etmeden, yalnızca “neden 100 almadın?” diye sorgulamak
  • Hata yapan çocuğa açıklama fırsatı vermeden cezalandırmak
  • “Ben senin iyiliğini senden iyi bilirim” diyerek karar süreçlerine dahil etmemek
  • “Sus, büyükler konuşuyor” tarzında iletişimi kesmek
  • Çocuğun korku ya da kaygı temelli uyum göstermesini “saygı” zannetmek

Sonuçları:

Bilimsel bulgulara göre, otoriter tutumla büyüyen çocuklarda kaygı bozuklukları, düşük benlik saygısı ve sosyal çekingenlik riski artar (Baumrind, 1967).

Bu tutumla yetişen çocuklarda genellikle içe kapanma, öfke birikimi ya da tam tersi aşırı uyum davranışları görülebilir. Çocuk, “kural koyucu” otoriteye bağımlı hale gelir ve kendi kararlarını verirken hata yapmaktan yoğun korku duyar. Ya da tam tersi tepkisellik gelişir.

Aşırı Toleranslı Ebeveyn Tutumu

Sınır koymakta zorlanan ya da çocuğun her isteğini karşılayan ebeveyn tutumudur. Duygusal olarak çocuğun ihtiyacı olan sıcaklık vardır ancak ihtiyacı olan disiplin, yönlendirme ve tutarlılık zayıftır. Sıklıkla çocuğun zorlayıcı duygularıyla kalmakta ve baş etmekte zorlanan ebeveyn “üzülmesin, kırılmasın” diyerek kontrolü elden bırakır.

Sınır koymaktan kaçınan tutum, genellikle kendi çocukluğunda otoriter veya cezalandırıcı ebeveynlik görmüş veya suçluluk duygusu, boşanma gibi sebeplerle aşırı telafi etme çabası içine giren ebeveynlerde gözlenmektedir.

Örnekler:

  • Sınır koymaya çalışsa da tutarlılık gösterememek “Tamam ağlama, al istediğini”.
  • Çocuğun her isteğine boyun eğmek “Canı isterse yapar”, “Zaten o daha çocuk”.

Sonuçları:

Aşırı izin verici ebeveynlikle büyüyen çocuklarda, özellikle davranış problemleri ve sosyal uyum zorlukları daha sık gözlenir (Baumrind, 1991).

Bu tutumla yetişen çocuklar genellikle sabırsız, sınır tanımakta zorlanan ve erteleme eğilimli olabilir. İç denetimleri zayıf kalır, kuralların neden var olduğunu anlamakta güçlük çekerler. Çocukta dürtüsellik, benmerkezci tutumlar, sorumluluktan kaçınma, düşük akademik başarı gibi etkilere yol açar.

İhmalkâr Ebeveynlik

Bu kavram, öncelikle (Diana, 1967 ve Maccoby & Martin, 1983)’ün ebeveynlik tipolojilerine dayanır.Bağlanma teorisi ve duygusal ihmal literatürü bu tutumun çocukta bağlanma travması riskini artırdığını göstermiştir.

Bu model, ebeveyn tutumlarını iki eksende tanımlar:

  • Duygusal sıcaklık
  • Davranışsal denetim

Ebeveyn çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını kısmen karşılayabilir, ancak duygusal olarak çoğunlukla erişilemez, ilgisiz ya da tükenmiş haldedir.
Bu ebeveynlik biçiminde ne sınır vardır ne de yönlendirme; çocuğun dünyasında “görülme” ve “değerli hissetme” duygusu eksik kalır.

İhmalkâr ebeveynlik, çoğu zaman duygusal kapasite eksikliğinin veya tükenmişliğin sonucudur. Bu ebeveynlerin kendileri de genellikle duygusal ihmal görmüş ya da duygusal regülasyon becerilerini öğrenememiş bireylerdir.

Örnekler:

  • Çocuğun duygularına ve ihtiyaçlarına karşı ilgisiz veya yetersiz tepki verme
  • Çocuğun duygusal krizine kayıtsız kalmak: “Abartıyorsun, geçer.”
  • Günlük ihtiyaçlarını unutturacak kadar iş, sosyal medya veya kendi sorunlarına gömülmek
  • Çocuğun okulda yaşadığı zorluklara ilgisiz kalmak
  • Fiziksel olarak orada olup, duygusal olarak “uzakta” olma Örn. sürekli telefonla ilgilenme
  • Aşırı iş yükü, depresyon, bağımlılık, kendi travması gibi nedenlerle ebeveynlik işlevinin aksaması
  • “O kendi halleder.” veya “Zaten büyüdü, artık ilgilenmeye gerek yok.” gibi tutumlar
  • Çocuğun eğitimine, arkadaş çevresine veya duygusal yaşamına dair düşük farkındalık

Çocuk Üzerindeki Etkileri:

İhmal edici ebeveynlikle büyüyen çocuklarda bağlanma problemleri, ilişkisel yetersizlik ve riskli davranışlara eğilim daha yaygındır (Steinberg, 2001). Çocuk kendini görülmemiş, değersiz ya da sevilmeye layık değilmiş gibi hissedebilir. Yetişkinlikte terk edilme korkusu veya duygusal mesafe gelişebilir. Duygularını tanımakta ve ifade etmekte zorlanabilir. İleride psikoterapötik süreçlerde sıklıkla duygusal yoksunluk, boşluk hissi olarak ifade edilmektedir. Odaklanma güçlüğü, sosyal geri çekilme, düşük özgüven gibi akademik ve sosyal sorunlar sık görülür.

Dengeli ve Demokratik Ebeveyn Tutumları

Hem sınırların hem de duygusal sıcaklığın korunduğu, çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı ama yönsüz bırakmayan bir tutumdur.
Ebeveyn, çocuğun duygularını anlamaya isteklidir. Davranışlarının nedenini açıklar, aynı zamanda sınır koymaktan çekinmez. Çocuğun hem kendini güvende hissetmesini hem de sorumluluk geliştirmesini sağlamak için rehberlik eder. Baumrind’e göre destekleyici ebeveynlik çocukta güvenli bağlanmayı ve içsel disiplin gelişimini sağlar.

Dengeli ebeveynlik diğer ebeveynlik tutumlarından farklı olarak nöropsikolojik regülasyon bilgisini de içerir. Ebeveyn yalnızca konuşarak değil, beden dili, ses tonu ve tutarlılığıyla da çocuğa güven verir. Güvende hisseden çocuk daha kolay yatışabilir ve duygusal regülasyon becerileri, ebeveynin eş duyumlu tutarlılığıyla gelişir. Çocuğun sinir sistemi, ebeveynin sakinliğiyle senkronize olur(Siegel & Bryson, 2011). Bu tutum, güvenli bağlanmayı, öz denetimi ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirir.

  • Duyguyu tanıma ve adlandırma: Çocuğun davranışından önce duygusunu fark etmek “Sen kızmışsın galiba, oyuncağını vermek mi zor geldi?”.
  • Sınırı net ve sakin biçimde koyma “Öfkelenmen normal ama vurmak hiç uygun değil”.
  • Nedeni kısaca açıklamak ve seçenek sunmak “Eğer istensen öfkeni birlikte konuşabiliriz, istersen biraz yalnız kalabilirsin”
  • Tutarlılık göstermek: Aynı davranışa her seferinde benzer tepki vermek. Çocuğun zihninde “dünya öngörülebilir” hissini güçlendirir.
  • Telafiyi önemsemek. Ebeveyn de hata yapabilir; önemli olan telafi etmektir. “Az önce sana bağırdım, bu doğru değildi. Üzgünüm, yeniden konuşalım mı?”.
  • Çocuğun görüşünü önemsemek, merakla yaklaşmak. “Bu konuda senin fikrini merak ediyorum.”, “Kuralımız var ama nedenini de konuşabiliriz.”.

Çocuk Üzerindeki Etkileri:

  • İç disiplinin ve özgüvenin güçlenmesi
  • Duygularını ifade edebilme ve düzenleyebilme becerisi
  • Başkalarının sınırlarına saygılı olma, sorumluluk alabilme
  • Problem çözme becerilerinin gelişmesi
  • Akademik motivasyon ve başarı

Sık Sorulan Sorular

Peki Ebeveynlik Tutumu Değiştirilebilir mi?

Evet. Ebeveynlik öğrenilen bir süreçtir. Davranışlar gözden geçirilebilir, daha güvenli ve destekleyici bir ilişki kurmak için farkındalık geliştirilebilir.

Terapide ya da danışmanlık süreçlerinde, çocuğunuza sağlıklı bir biçimde sınır koymak, duyguları düzenlemeyi öğretmek ve başka ihtiyaç duyulan konular üzerine yeni yöntemler geliştirmek mümkündür.

En iyi ebeveynlik tarzı hangisidir?

Tek bir “doğru” yoktur ama destekleyici ve sınır koyan demokratik tutum, dengeli ebeveynlik çocuk gelişiminde en sağlıklı sonuçlara ulaşmıştır. Bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış tutumları özgün ilişkinize dahil etmeniz önerilir.

Zamanında sert davrandım, çok mu geç?

Hayır. İlişkiler her zaman onarılabilir. Çocuğun duygusal belleğine açıklama, farkındalık ve yakınlıkla yeni deneyimler eklenebilir.

Çocuğum çok ağladığı için her dediğini yapıyorum. Başka çözüm bulamıyorum. Ne yapabilirim?

Ağlamak bir duygu ifadesidir ama her isteğin karşılanması sınır kavramının gelişmesini engeller. Zorlayıcı duygularla baş edebilme kapasitesi ancak duyguda kalmasıyla ve sizin de onunla kalabilip eşlik etmenizle mümkündür.

Çocuğuma bazen hiç istemediğim gibi davranıyorum. Sonra çok üzülüyorum.

İstenmeyen davranıştan çıkış kapısı fark etmektir. Henüz dönüştürememiş olsanız bile en önemli eşiği geçtiniz. Sonraki basamakta biraz gözlemlemek “Ne olduğunda bunları yaşıyoruz?” “Bu hisler veya tepkiler nereden tanıdık geliyor? Bunlara bakmak isteyebilirsiniz. Kontrol edebilmeniz için tetiklendiğiniz yerleri fark edip tepkinin nereden geldiğini anlamanız önemli.

“Şu an ben gerginim, önce bir nefes alayım, sonra konuşalım.” Bu yaklaşım, travma aktarımını keser ve güven hissini yeniden kurar.

Hiçbir ebeveyn mükemmel değildir. Buna gerek yoktur. İstenmeyen andan sonra özür dilemek, çocuğun güvenini korur.

“Az önce bağırdım, bu doğru değildi. Üzgünüm. Şimdi istersen yeniden konuşabiliriz.”
Onarım, çocuğa hataların da ilişkiyi bitirmediğini öğretir. Çocuklar bir ilişkide çıkan problemlere dikkat kesildikleri kadar sonrasında neler olduğuna da dikkat kesilir. Bir şey yokmuş gibi davranılması anlamlandırmalarını zorlaştırır ve güvenlik duygularını zedeler. Bu yüzden nasıl telafi edilebileceğini göstermek önemlidir.

Ben çok baskılandım, ihtiyaçlarım karşılanmadı. Çocuğumun benim gibi olmasını istemiyorum.

Sağlıklı gelişim açısından bir şeyin çok fazlasını veya azını; uçlarda olanı çok istemeyiz. Aşırı sertlik de, aşırı yumuşaklık da işlevsel değildir.
Sınır çocuğun ihtiyacıdır. Çocuk için öngörülebilirlik sağlar; çocuğu gelişim düzeyine uygun olmayan kararlar verme sorumluluğundan korur. Sevgiye sınırları eklemek güvende hissetme yaratır.

“Ne kadar üzüldüğünü ben de görüyorum ama bu davranış uygun değil. Gel birlikte çözüm bulalım.” Bu tutum, otorite ve şefkat dengesini sağlar.
Çocuğunuzla ilişkinizde kendi çocukluğunuzda karşılanmayan ihtiyaçlarınıza ve yaşadığınız zorluklara odaklanmanızın sağlıklı sonuç vermesini beklemeyiz. Çocuğunuzun ihtiyaçlarına ve rasyonel tarafınıza güvenmenizi öneririm.

Babaannesi ve dedesi öyle alıştırdı, ne yaparsak yapalım söz dinletemiyoruz.

Aile dinamiğinin ve çocuk bakımının içine büyüklerin, yakınların dahil olması ve beraberinde gelen tutum farklılıkları çocuğun zihninde karışıklığa sebep olabilir. Her ne kadar zorlayıcı olsa da bu tabloyu dönüştürmek mümkündür. Tutarlılık, her zaman aynı tepkiyi vermek değil; benzer durumlarda öngörülebilir olmak demektir. Çocuğun dikkatini ailenizdeki tutarlı sınırlara çekmek, onu gözetmenin sizin sorumluluğunuz olduğunu hatırlatmak önemlidir, bu süreçte yumuşak geçişlerle tekrar kendi ritminizi yakalayabilirsiniz.

İletişiminizde büyüklerin etkisini göz önünde bulundururken kendi sınır sisteminizi de gözden geçirmekte fayda var. Hangi koşullarda esneklik gösteriyorsunuz? Bu konu sizin için oldukça zor; bu zorlukla başa çıkmak için nasıl davranıyorsunuz? Tükendiğiniz noktalarda ya da sabırsız tepkiler verir misiniz? Çok fazla ya da çok az kural koyuyor olabilir misiniz?

Çocuğuma karşı çok tahammülsüz hissediyorum

İhmalkâr ya da sabırsız tepkilerin çoğu tükenmiş ebeveynden gelir. Ebeveyn kendi ihtiyaçlarını karşılamadıkça, kendi duygusal bakımını almadıkça, duygusal olarak ulaşılabilir olamaz. Dinlenmek, destek almak, terapi görmek çocuğa yapılan en büyük iyilik olur.

Çalışma Alanları
0 min read

Çocukta Duygu Regülasyonu

Nisan 28, 2025

Çocukta Duygu Regülasyonu

Çalışma Alanları
0 min read

Anaokuluna ve Okula Adaptasyon

Nisan 28, 2025

Anaokuluna ve Okula Adaptasyon

Çalışma Alanları
0 min read

Çocuk Değerlendirme

Eylül 29, 2025

Çocuk Değerlendirme

Çalışma Alanları
0 min read

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Nisan 28, 2025

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Çalışma Alanları
0 min read

Demans

Nisan 28, 2025

Demans

Çalışma Alanları
0 min read

Sosyal Kaygı

Nisan 28, 2025

Sosyal Kaygı

Çalışma Alanları
0 min read

Kaygı Bozuklukları

Nisan 28, 2025

Kaygı Bozuklukları

Çalışma Alanları
0 min read

Özgül Fobiler

Nisan 28, 2025

Özgül Fobiler

Çalışma Alanları
0 min read

Anksiyete Bozukluğu

Nisan 28, 2025

Anksiyete Bozukluğu

Çalışma Alanları
0 min read

Panik Bozukluk

Nisan 28, 2025

Panik Bozukluk

Çalışma Alanları
0 min read

Depresyon

Nisan 28, 2025

Depresyon

Çalışma Alanları
0 min read

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Nisan 28, 2025

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Çalışma Alanları
0 min read

Afet ve Kriz Psikososyal Destek

Nisan 28, 2025

Afet ve Kriz Psikososyal Destek

Çalışma Alanları
7 min read

Kayıp ve Yas

Eylül 29, 2025

Kayıp ve Yas

Yas artık sevdiklerinin olmadığı bir dünyayı anlamlandırma çabasıdır. Sevdiğin kişiyle vedalaşmak oldukça acı dolu bir süreçtir. Joan Didion, eşinin ölümünden sonra “kayıp yaşamın bir parçası değil, kendisidir” diye ifade etmiştir. Çünkü birini ya da bir şeyi kaybetmek, aynı zamanda onunla yaşanabilecek tüm gelecekleri de kaybetmektir. Bildiğimiz yas anlatıları çoğunlukla ölümle başlar ancak danışanlarımda ve klinik gözlemlerimde en çok karşılaştığım şeylerden biri, toplum tarafından ‘tanınmayan kayıpların’ yasının da en az ölüm kadar ağır oluşudur.

 “Ben en çok annemi sevdim.  Bir de çocuktum bir zamanlar, şimdi değilim” Didem Madak

Bazen yas adı konulmamış bir zamanı, bir hayali de içerir. Aynı zamanda olmayanın da yası tutulur; yıllar geçmesine rağmen gerçekleştiremediğini düşündüğün potansiyelin de… Bir dostun uzaklaşması, bir evcil hayvanın ölümüyle evdeki neşenin eksilmesi, bir ilişkinin bitişinden sonra boş kalan mesaj kutusu… Artık erişilemeyenle vedalaşma, bağ kurma çabası…

Yas, psikolojik bir rahatsızlık değil doğal bir süreçtir. Fil gruplarının ölen bireylerin çevresinde daireler çizdiği, anne yunusların ölü yavrularını günlerce sırtlarında taşıdığı bilinir. Bu davranışlar bağ kurmanın, kaybetmenin ve kaybı anlamlandırma ihtiyacının canlılıkla birlikte var olduğunun en güzel kanıtıdır.

Göç eden biri, valizine sığmayan duygularla başka bir ülkede dona kalabilir. Sevgilinin yaşanan tüm güzel anları değersizleştirerek terk etmesi, kendilik hissimizin de zedelendiği acı bir hazmetme sürecine dönüşebilir. “Yaşadıklarımız gerçek değil miydi?” sorusu ve terk edilme yasının birleşmesi, sevdiğinin ölmesi kadar ızdırap verici olabilir.

Herkesin yas süreci benzersiz olsa da Kübler Ross’ a göre, çoğu insanın ortak olarak geçtiği belli aşamalar vardır. İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme gibi evrelerden geçilir. Ancak herkes bu evreleri aynı sırayla ya da aynı şekilde yaşamaz. Kayıp sözün bittiği yerdedir. Bazen ne söylense yaşananı ifade etmeye yetmez. Kimi zaman sessizdir, kimi zaman ise öfkeyle anlatılır. Bazılarımız da bastırılamayan bir anlatma ihtiyacı hissederiz. Az önce defnedilen kişinin her an çıkıp gelebilecek gibi gelmesi gidenin ardından gelen dayanılmaz hüznün zihne inkâr edecek kadar ağır geldiğinin bir ifadesidir. Bazen bir çocuğun “hiçbir şey olmamış gibi” oyun oynaması; o anda anlamlandırılamayan kayıpların, yıllar sonra bir ayrılıkta, bir taşınmada, ergenlik gibi başka bir dönemde yaşanacağın habercisidir. Kabul evresi ise acının bittiği değil, kaybın geri döndürülemez olduğunun kabulü ve bu gerçekle birlikte yaşanabilir bir denge kurulduğu noktadır.

Continuing Bonds sağlıklı bir yasın parçalarını, kaybedilen kişiyle yeni bir içsel ilişki kurma, onun fikirlerini içsel olarak taşıma, anılarını canlı tutma olarak tanımlar.

“Devam eden bağlar” kavramını merkeze alan kuramlara göre; yas sürecinde kaybedilenle bağ kopmaz, yeni bir ilişki biçimi kurulur”. Bu süreçte bir gün kabullenme içinde hissedebilir, ertesi gün sokakta benzer birini görünce tekrar başa dönebiliriz. Kişinin sevdiğiyle kurduğu içsel diyaloğun şekli kadar, bu diyaloğun ona ne yaptığı da önemlidir. Bu iletişim birimizde yorucu bir işlev gösterirken, bir diğerimiz için hayata dönme ve devam edebilme yolu anlamına gelebilir. Bazen ölen kişiyle devam eden bağımız tıpkı yaşayan biriyle olan bağımız gibi karmaşık ve zedeleyici olabilir.

Yas Sürecinde Kendimize Nasıl Yaklaşalım?

Önce onunla baş edemeyeceğimizi sanırız; hatta nasıl dayanacağımızı, yaşayacağımızı hayal bile edemeyiz. Delirecekmişiz gibi gelir. Sonra vedalaşıp yaşamayı öğreniriz. Ne yazık ki, acının içinden geçmeden, onu dönüştürmek mümkün değildir. Zamanla acımız küçülmez ama biz onun etrafında büyürüz.

Yas, bastırılmak değil, görülmek ve duyulmak ister. Bu nedenle lütfen yasınızı yaşama hakkını kendinize, ihtiyacı olan alanı yasınıza verin.

İçe çöken tarifi zor duygularla güçlü görünmeye veya bir an önce normale dönmeye çalışmak, bedeninizi ve zihninizi daha çok tahrip eder ve yas sürecinin hazmedilmesini zorlaştırır.
Acılarınız konusunda konuşmaktan çekiniyorsanız bir kağıt, kalem alıp içinizden ne geliyorsa anlatmak; çizimle ifade etmek rahatlamak için iyi bir yol olabilir. Acılarınızla baş etmek için zararlı maddelerle veya alkol kullanarak rahatlamaya çalışmak acılarınızın hafiflemesi bir yana size daha fazla zarar verecek olan şeylerdir.

Kimi zaman bu hazmetme süreci, kişinin işlevselliğini etkilemeden içsel bir sıkışmayla devam eder. İçinde dolanıp duran o ağır, tarifsiz his; belki tam da bu yüzden, bir uzmanın yanında söze ve göz yaşına dökülebilir. Çünkü yas ne kadar doğamızın bir parçasıysa, duygulara alan açan ve ritminize saygı duyan bir uzmanla paylaşmak da o kadar doğaldır. Terapi içe çöken, açıklayamadığı bir eksiklikle dolaşan herkes için bir alan olabilir.

Bu acılı ve zorlu süreçte sizi sevenlerin desteği gündelik hayatınızı sürdürebilmenize yardımcı olacaktır. İhtiyaçlarınızı dile getirebilmeniz en doğal hakkınızdır ve çok önemlidir. Yalnız kalma ihtiyacınıza da alan açarak; çevrenizdeki insanları kendinizden uzaklaştırmamanız kayıp sonrası hayatınıza adapte olabilmeniz için önemlidir. Her ne kadar acınızla ilgili olmayan konuşmaların içinde bulunmak zor olsa da, sizi anlayan ve size iyi gelen kişilerin etrafında olmak daha iyi hissetmenize sebep olabilir. Yasınızın bastırılmaya değil; “görülmeye ve duyulmaya” ihtiyacı vardır. 

Yas Tutan Birine Nasıl Yaklaşmalıyım?

Yas yaşayan bir yakınımıza nasıl eşlik edeceğimizi bilmek çoğu zaman zorlayıcıdır. Yanında olmak isterken ne yapacağımızı, ne diyeceğimizi şaşırmış hâlde bulabiliriz kendimizi. Bazen çaresiz ve yetersiz hissederiz.  Özbakımı ve rutinlerini sürdürebilmesi için baskı yapmadan teşvik edebilmek kritiktir. Bu destek hayatı sekteye uğramış kişi için tahmin ettiğimizden çok daha etkilidir. Desteğin sürdürülebilirliği, kaybın hemen arkasından yanında olmaktan çok daha önemlidir.

“Güçlü ol”, “her şeyin bir nedeni vardır”, “zaten yaşlıydı” gibi iyi niyetle söylenen cümleler çoğu zaman kişiyi yalnızlaştırır. Daha önce ben de “şunu yaşamıştım, seni çok iyi anlıyorum” kıyasıyla empati kurma çabası o anda kendi nezdinde dünyanın en büyük acısını yaşayan kişi için işlevsiz olur. Acının karşısında şapka çıkarmak gerekir. Yas tutan biri için en anlamlı şey, onun ritmine eşlik etmektir. Sessiz bir dinleyici olmak, orada olduğunu hissettirmek, bir çorba yapmak, birlikte yürümek… Bazen hiçbir şey demeden yanında durmak, en çok şeyi söylemektir. Yas, sözle değil, varlıkla taşınır.

Çalışma Alanları
0 min read

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Ekim 17, 2025

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Çalışma Alanları
5 min read

Travma

Ekim 17, 2025

Travma

Travma Nedir, Ne Değildir?

Travma sıradan zorlayıcı yaşantılardan farklı olarak, kişinin baş etme kapasitesini aşan şiddette ve sinir sistemini kalıcı biçimde tehlike alarmına geçiren yaşantılardır.

Aynı olay bir kişi için travmatik etki yaratabilirken, bir başkası için daha az sarsıcı olabilir. Bu fark biyolojik yatkınlık, geçmiş deneyimler ve sosyal destek düzeyiyle ilişkilidir.

Klinik psikoloji ve psikiyatri alanlarında travma, çok daha belirgin kriterlere sahip bir kavramdır. Bireyin yaşamını veya bütünlüğünü tehdit eden bir olaya maruz kalması ya da tanık olması sonucunda gelişen, yoğun çaresizlik ve korku duygularıyla karakterize, kalıcı psikolojik etkiler bırakan bir yaşantı olarak tanımlanır (APA, DSM-5, 2013).

Büyük “T”

Kişinin yaşamını doğrudan tehdit eden ya da ağır yaralanmalara, kayıplara neden olan deprem, savaş, işkence, cinsel saldırı ve ağır kazalar gibi olaylardır.

Araştırmalar, bu tür travmaların Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gelişiminde en güçlü risk faktörleri arasında olduğunu göstermektedir (Yehuda & McFarlane, 1995).

Küçük “t” ise

Çoğunlukla yaşamı doğrudan tehdit etmeyen ama tekrarlayıcı, kronik ve sistematik stres yükleri yaratan yaşantılardır. Bunlar zamanla kişinin benlik algısını ve güven duygusunu zedeleyebilir. Yapılan çalışmalar, bu travmaların uzun vadede depresyon, anksiyete ve ilişki sorunlarıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Felitti et al., 1998).

  • Çocuklukta sürekli eleştirilmek veya duygusal ihmal
  • Akran zorbalığı
  • İş yerinde mobbing
  • Partner ilişkilerinde psikolojik şiddet
  • Kimlik, aidiyet ya da ayrımcılığa bağlı ötekileştirici tutumlar

Kolektif Travmalar yalnızca bireysel değil, toplumsal veya kurumsal düzeyde işleyen devamlı ve örgütlü şiddet biçimlerini ifade eder. Bu tür travmalar, toplulukların hafızasında kalıcı izler bırakır (Herman, 1992).

  • Politik baskı, savaş ve soykırım
  • Göç ve mültecilik deneyimleri
  • Ayrımcılık, ırkçılık, toplumsal cinsiyet temelli şiddet

Ayrıca bilimsel bulgular cinsel şiddet, işkence gibi insan eliyle yaratılan travmaların doğa kaynaklı travmalardan çok daha yıkıcı olduğunu göstermektedir (Kessler et al., 1995). Bunun nedeni güven duygusunun ve kişilerarası bağların daha fazla zedelenmesidir.

Kompleks Travma kavramı tekrarlayan, uzun süreli ve genellikle çocuklukta başlayan travmatik yaşantıları tanımlar. Kompleks travma kişinin benlik algısını, kimlik gelişimini ve ilişki kurma biçimlerini derinden etkiler.

Bowlby’ nin bağlanma kuramında, erken dönemde güvenli bağlanma travmanın etkilerine karşı güçlü bir koruyucu faktör olarak vurgulanır. Çocukluk çağı travmaları, güvensiz bağlanma biçimleriyle yetişkin ilişkilerine yansır.

Bağlamsal Yaklaşım’ a göre travmaya verilen reaksiyon yalnızca bireysel değil, çevresel bağlam içinde şekillenir. Yoksulluk, toplumsal cinsiyet rolleri, savaş ortamı gibi faktörler travmanın hem ortaya çıkışını hem de iyileşme sürecini belirler.

Travmanın Sinir Sistemindeki İzleri

Nörogörüntüleme çalışmaları, travmanın beyinde yapısal ve işlevsel değişiklikler yarattığını göstermektedir: Amigdalanın aşırı aktivitesi (tehlike alarmı), hipokampüste küçülme, prefrontal korteksin düzenleyici etkisinin baskılanması, Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal Aksında (HPA) düzensizlik (Yehuda et al., 2015).

Travma ile Baş Etmek Mümkün mü?

Psikoterapötik yaklaşımlar: Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR), bilişsel davranışçı terapi (BDT), şema terapi ve diğer psikoterapi yöntemleri travmatik anıların yeniden işlenmesine yardımcı olur.

Erken dönemde sağlanan psikolojik desteğin, travma sonrası kronik bir bozukluk gelişmesini %50’ den fazla azalttığı bilinmektedir (Lancet Psychiatry, 2014).


Beden odaklı yöntemler: Mindfulness, nefes ve beden farkındalığı teknikleri sinir sistemini düzenler. Dissosiyasyon (ayrışma, kopma) durumlarında bedenle yeniden bağlantı kurmakta önemli bir etkisi bulunur.

SIKÇA SORULAN SORULAR

Küçük travmalar “t” önemli mi?
Evet. Uzun vadede tekrarlayan etkileri nedeniyle psikolojik sağlık üzerinde en az büyük “T” travmalar kadar derin izler bırakabilir.

Her travma TSSB’ ye yol açar mı?
Hayır. Travmaya maruz kalanların önemli bir kısmı dayanıklılık geliştirir veya hayatına önceki gibi devam edebilir. Ancak yaklaşık %10’unda TSSB gelişir.

Travma neden herkeste aynı etkiyi bırakmaz?

Aynı travmaya maruz kalan iki kişi farklı tepkiler gösterebilir. Bu farklılığı genetik yatkınlık, erken dönem yaşantılar, sosyal destek ve kültürel bağlam gibi faktörler belirlemektedir.

Travmaya bağlı etkiler kendiliğinden geçer mi?
Bazı kişiler zamanla toparlanabilir ancak travmatik anılar işlenmezse yıllar sonra bile tetikleyici olabilir.

Travma Sonrası en etkili psikoterapi yöntemi nedir?
Sıklıkla EMDR, BDT ve destekleyici yaklaşımların etkinliği bilimsel olarak gösterilmiştir.

Travma, tek bir tanıma indirgenemeyecek kadar karmaşık bir kavramdır. Bazen yaşamı altüst eden olaylar, bazen de birikerek benlikte iz bırakan deneyimlerdir.

İyi haber: Modern yaklaşımlar travmayı “dönüştüren” bir deneyim olarak da ele almaktadır.

Travmatik deneyim anlamlandırıldığında ve işlendiğinde, aynı zamanda kişide travma sonrası büyümeyle sonuçlanma potansiyeli taşır.

Hizmetler
4 min read

Nöropsikolojik Değerlendirme

Eylül 29, 2025

Nöropsikolojik Değerlendirme

Nöropsikolojik Değerlendirme Nedir?

Nöropsikolojik değerlendirme, beyin fonksiyonlarının bilimsel, nesnel ve yapılandırılmış testlerle incelendiği bir klinik değerlendirme yöntemidir. Bireyin dikkat, bellek, dil (lisan), yönetici işlevler (executive functions), görsel-mekansal (vizyospasyal) beceriler gibi işlevlerin bilişsel alanlardaki performansı objektif olarak ölçülür.

Bu değerlendirme, semptomlar günlük yaşama yansımadan önce erken evre bozulmaları saptama imkânı sunar. Bu sayede, Alzheimer gibi kronik hastalıklarda erken tanı sağlanarak erken müdahale edilebilir. Elde edilen bulgular tedavi ve rehabilitasyon planlamasının bilimsel temellerle yapılmasına katkı sağlar. Ayrıca, zaman içinde tekrarlanan testlerle tedaviye verilen yanıt izlenebilir, gerekli düzenlemeler yapılabilir.

Nöropsikolojik testler, yalnızca klinik uygulamada değil; aynı zamanda beyin-davranış ilişkisini anlamaya yönelik bilimsel araştırmalarda da temel ölçüm aracı olarak kullanılır.

Kullanılan testler, geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış, norm verileriyle desteklenen ve yalnızca alan uzmanları tarafından yorumlanması gereken araçlardır. Uluslararası standartlara göre bu testler, lisansüstü eğitim ve süpervizyon süreciyle yetkinlik kazanmış klinik nöropsikologlar tarafından uygulanmakta ve yorumlanmaktadır.

Ayrıca, güncel literatüre göre nöropsikolojik testler uygun teknik altyapı ve protokoller sağlandığında online olarak da yüksek güvenirlik ve geçerlikle uygulanabilmektedir. Bu da farklı şehirlerde yaşadığı için ya da sağlık sorunları nedeniyle kliniğe erişemeyen bireyler için önemli bir olanak sağlamaktadır.

Hangi Durumlarda Kullanılır?

Nöropsikolojik testler;

Nörolojik Hastalıklar: Alzheimer tipi demans, Parkinson, inme (felç), epilepsi, multiple skleroz (MS) gibi durumlarda bilişsel kaybın derecesini ve seyri izlemek için.

Psikiyatrik Bozukluklar: Şizofreni, bipolar bozukluk, şizoaffektif bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi durumlarda dikkat, bellek ve frontal işlevlerdeki değişimleri saptamak için.

Gelişimsel Bozukluklar: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), öğrenme güçlüğü, otizm spektrum bozukluğu gibi tablolarda tanı konulmasına ve eğitim planlamasına katkı sağlamak için.

Metabolik Hastalıklar: Diyabet, tiroit bozuklukları gibi sistemik hastalıklarda bilişsel etkilenmelerin takibi için.

Travmatik Beyin Hasarları: Trafik kazası, düşme, darbe gibi kafa travmasına neden olan durumlarda dikkat, hafıza ve yönetici işlev bozulmalarını nesnel olarak görüntülemek için.

Adli ve Hukuki Değerlendirmeler: Cezai ehliyet, karar verme kapasitesi, vasiyet düzenleyebilme yetisi gibi durumların bilimsel olarak somut veriler sunması ve belgelenmesi için.

Spor Kaynaklı Sarsıntılar: Tekrarlayan darbelere maruz kalan profesyonel sporcularda erken etkilenimleri belirlemek için.

Değerlendirme Sürecinde Hangi Testler Kullanılır?

Bellek İşlevleri:

Wechsler Memory Scale (WMS) / Wechsler Bellek Ölçeği

Rey Auditory Verbal Learning Test (RAVLT) / Rey İşitsel-Sözel Öğrenme Testi

Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi

California Verbal Learning Test (CVLT) / Kaliforniya Sözel Öğrenme Testi

Dikkat ve Yönetici İşlevler:

Stroop Testi

Trail Making Test (TMT) / İz Sürme Testi

Wisconsin Card Sorting Test (WCST) / Wisconsin Kart Eşleme Testi- Berg Card Sorting Test

WAIS İkili Benzerlikler, Atasözü Yorumlama Testleri

Luria’s Test / Luria Testi

Bu testler: dürtü kontrolü, planlama, esneklik, problem çözme ve soyutlama becerileri gibi frontal işlevleri

Görsel-Mekansal Beceriler:

Rey-Osterrieth Complex Figure (ROCF) / Rey-Osterrieth Karmaşık Figür Testi

Benton Judgment of Line Orientation / Benton Çizgi Yönü Belirleme Testi

Benton Görsel Bellek Testi

Genel Bilişsel Tarama Araçları:

Mini Mental State Examination (MMSE) / Standardize Mini Mental Test (SMMT)

Montreal Cognitive Assessment (MoCA) / Montreal Bilişsel Değerlendirme

Frontal Assessment Battery (FAB) / Frontal Değerlendirme Bataryası

Benton Yüz Tanıma Testi

Lisan (Dil) Becerileri:

Boston Naming Test / Boston Adlandırma Testi

Sözel Akıcılık (Kategorik Akıcılık Testi, Fonemik ve Semantik) Testi, Leksikal Akıcılık Testi

Dil becerisi ve yönetici işlevleri başta olmak üzere birçok bilişsel alanı ölçer.

Bu testler sayesinde; dikkat ve dikkati sürdürme becerisi, hafıza, yönetici işlevler, dil, görsel-mekansal beceriler gibi pek çok bilişsel fonksiyon ölçülür. Testlerin kombinasyonu, hangi beyin bölgesinde fonksiyonel işlev kaybı olabileceğine dair bilimsel veriler sunar. İzmir’de yüz yüze ya da online nöropsikolojik değerlendirme, profesyonel destek ve değerlendirme süreçleri hakkında daha fazla bilgi için iletişime geçebilirsiniz.

©2025. All rights reserved.