Yas artık sevdiklerinin olmadığı bir dünyayı anlamlandırma çabasıdır. Sevdiğin kişiyle vedalaşmak oldukça acı dolu bir süreçtir. Joan Didion, eşinin ölümünden sonra “kayıp yaşamın bir parçası değil, kendisidir” diye ifade etmiştir. Çünkü birini ya da bir şeyi kaybetmek, aynı zamanda onunla yaşanabilecek tüm gelecekleri de kaybetmektir. Bildiğimiz yas anlatıları çoğunlukla ölümle başlar ancak danışanlarımda ve klinik gözlemlerimde en çok karşılaştığım şeylerden biri, toplum tarafından ‘tanınmayan kayıpların’ yasının da en az ölüm kadar ağır oluşudur.
“Ben en çok annemi sevdim. Bir de çocuktum bir zamanlar, şimdi değilim” Didem Madak
Bazen yas adı konulmamış bir zamanı, bir hayali de içerir. Aynı zamanda olmayanın da yası tutulur; yıllar geçmesine rağmen gerçekleştiremediğini düşündüğün potansiyelin de… Bir dostun uzaklaşması, bir evcil hayvanın ölümüyle evdeki neşenin eksilmesi, bir ilişkinin bitişinden sonra boş kalan mesaj kutusu… Artık erişilemeyenle vedalaşma, bağ kurma çabası…
Yas, psikolojik bir rahatsızlık değil doğal bir süreçtir. Fil gruplarının ölen bireylerin çevresinde daireler çizdiği, anne yunusların ölü yavrularını günlerce sırtlarında taşıdığı bilinir. Bu davranışlar bağ kurmanın, kaybetmenin ve kaybı anlamlandırma ihtiyacının canlılıkla birlikte var olduğunun en güzel kanıtıdır.
Göç eden biri, valizine sığmayan duygularla başka bir ülkede dona kalabilir. Sevgilinin yaşanan tüm güzel anları değersizleştirerek terk etmesi, kendilik hissimizin de zedelendiği acı bir hazmetme sürecine dönüşebilir. “Yaşadıklarımız gerçek değil miydi?” sorusu ve terk edilme yasının birleşmesi, sevdiğinin ölmesi kadar ızdırap verici olabilir.
Herkesin yas süreci benzersiz olsa da Kübler Ross’ a göre, çoğu insanın ortak olarak geçtiği belli aşamalar vardır. İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme gibi evrelerden geçilir. Ancak herkes bu evreleri aynı sırayla ya da aynı şekilde yaşamaz. Kayıp sözün bittiği yerdedir. Bazen ne söylense yaşananı ifade etmeye yetmez. Kimi zaman sessizdir, kimi zaman ise öfkeyle anlatılır. Bazılarımız da bastırılamayan bir anlatma ihtiyacı hissederiz. Az önce defnedilen kişinin her an çıkıp gelebilecek gibi gelmesi gidenin ardından gelen dayanılmaz hüznün zihne inkâr edecek kadar ağır geldiğinin bir ifadesidir. Bazen bir çocuğun “hiçbir şey olmamış gibi” oyun oynaması; o anda anlamlandırılamayan kayıpların, yıllar sonra bir ayrılıkta, bir taşınmada, ergenlik gibi başka bir dönemde yaşanacağın habercisidir. Kabul evresi ise acının bittiği değil, kaybın geri döndürülemez olduğunun kabulü ve bu gerçekle birlikte yaşanabilir bir denge kurulduğu noktadır.
Continuing Bonds sağlıklı bir yasın parçalarını, kaybedilen kişiyle yeni bir içsel ilişki kurma, onun fikirlerini içsel olarak taşıma, anılarını canlı tutma olarak tanımlar.
“Devam eden bağlar” kavramını merkeze alan kuramlara göre; yas sürecinde kaybedilenle bağ kopmaz, yeni bir ilişki biçimi kurulur”. Bu süreçte bir gün kabullenme içinde hissedebilir, ertesi gün sokakta benzer birini görünce tekrar başa dönebiliriz. Kişinin sevdiğiyle kurduğu içsel diyaloğun şekli kadar, bu diyaloğun ona ne yaptığı da önemlidir. Bu iletişim birimizde yorucu bir işlev gösterirken, bir diğerimiz için hayata dönme ve devam edebilme yolu anlamına gelebilir. Bazen ölen kişiyle devam eden bağımız tıpkı yaşayan biriyle olan bağımız gibi karmaşık ve zedeleyici olabilir.
Yas Sürecinde Kendimize Nasıl Yaklaşalım?
Önce onunla baş edemeyeceğimizi sanırız; hatta nasıl dayanacağımızı, yaşayacağımızı hayal bile edemeyiz. Delirecekmişiz gibi gelir. Sonra vedalaşıp yaşamayı öğreniriz. Ne yazık ki, acının içinden geçmeden, onu dönüştürmek mümkün değildir. Zamanla acımız küçülmez ama biz onun etrafında büyürüz.
Yas, bastırılmak değil, görülmek ve duyulmak ister. Bu nedenle lütfen yasınızı yaşama hakkını kendinize, ihtiyacı olan alanı yasınıza verin.
İçe çöken tarifi zor duygularla güçlü görünmeye veya bir an önce normale dönmeye çalışmak, bedeninizi ve zihninizi daha çok tahrip eder ve yas sürecinin hazmedilmesini zorlaştırır.
Acılarınız konusunda konuşmaktan çekiniyorsanız bir kağıt, kalem alıp içinizden ne geliyorsa anlatmak; çizimle ifade etmek rahatlamak için iyi bir yol olabilir. Acılarınızla baş etmek için zararlı maddelerle veya alkol kullanarak rahatlamaya çalışmak acılarınızın hafiflemesi bir yana size daha fazla zarar verecek olan şeylerdir.
Kimi zaman bu hazmetme süreci, kişinin işlevselliğini etkilemeden içsel bir sıkışmayla devam eder. İçinde dolanıp duran o ağır, tarifsiz his; belki tam da bu yüzden, bir uzmanın yanında söze ve göz yaşına dökülebilir. Çünkü yas ne kadar doğamızın bir parçasıysa, duygulara alan açan ve ritminize saygı duyan bir uzmanla paylaşmak da o kadar doğaldır. Terapi içe çöken, açıklayamadığı bir eksiklikle dolaşan herkes için bir alan olabilir.
Bu acılı ve zorlu süreçte sizi sevenlerin desteği gündelik hayatınızı sürdürebilmenize yardımcı olacaktır. İhtiyaçlarınızı dile getirebilmeniz en doğal hakkınızdır ve çok önemlidir. Yalnız kalma ihtiyacınıza da alan açarak; çevrenizdeki insanları kendinizden uzaklaştırmamanız kayıp sonrası hayatınıza adapte olabilmeniz için önemlidir. Her ne kadar acınızla ilgili olmayan konuşmaların içinde bulunmak zor olsa da, sizi anlayan ve size iyi gelen kişilerin etrafında olmak daha iyi hissetmenize sebep olabilir. Yasınızın bastırılmaya değil; “görülmeye ve duyulmaya” ihtiyacı vardır.
Yas Tutan Birine Nasıl Yaklaşmalıyım?
Yas yaşayan bir yakınımıza nasıl eşlik edeceğimizi bilmek çoğu zaman zorlayıcıdır. Yanında olmak isterken ne yapacağımızı, ne diyeceğimizi şaşırmış hâlde bulabiliriz kendimizi. Bazen çaresiz ve yetersiz hissederiz. Özbakımı ve rutinlerini sürdürebilmesi için baskı yapmadan teşvik edebilmek kritiktir. Bu destek hayatı sekteye uğramış kişi için tahmin ettiğimizden çok daha etkilidir. Desteğin sürdürülebilirliği, kaybın hemen arkasından yanında olmaktan çok daha önemlidir.
“Güçlü ol”, “her şeyin bir nedeni vardır”, “zaten yaşlıydı” gibi iyi niyetle söylenen cümleler çoğu zaman kişiyi yalnızlaştırır. Daha önce ben de “şunu yaşamıştım, seni çok iyi anlıyorum” kıyasıyla empati kurma çabası o anda kendi nezdinde dünyanın en büyük acısını yaşayan kişi için işlevsiz olur. Acının karşısında şapka çıkarmak gerekir. Yas tutan biri için en anlamlı şey, onun ritmine eşlik etmektir. Sessiz bir dinleyici olmak, orada olduğunu hissettirmek, bir çorba yapmak, birlikte yürümek… Bazen hiçbir şey demeden yanında durmak, en çok şeyi söylemektir. Yas, sözle değil, varlıkla taşınır.